Sezai Karakoç - Hızır'la Kırk Saat (12) Şiir İncelemesi
A) Şiirin Biçim Yönünden
İncelenmesi
Şair
şirin başında bir dörtlükle başlamış ancak herhangi bir düzeni bulunmamaktadır.
Yani şiir dörtlüklerle yazılmış kesinlikle diyemeyiz. Şiir hem ölçü ve durak
açısından hem uyak düzeni açısından hem de mısraların sıralanış şekli açısından
tamamen serbesttir diyebiliriz. Şiirin bu özelliğiyle de II. Yeni şiirine uygun
olduğunu söyleyebiliriz.
Sezai
Karakoç’un bu şiirinde yukarıda incelemiş olduğumuz Ece Ayhan’ın şiirine göre
daha yoğun bir kafiye görmekteyiz. Tabii isteyerek mi kafiyeledi istemeyerek mi
kafiyeledi şairimize sormak gerekiyor ama
“Fayton” şiirinden biraz daha uzun olmasından dolayı da biraz daha
kafiye ve redif görebilmekteyiz.
Yine
bu şiirimizde de II. Yeni özelliklerinden biri olan alışılmamış bağdaştırmaları
görebilmekteyiz. Şair bunun yanında “gibi” edatıyla beraber “teşbih” sanatından
da yararlanmıştır.
B) Şiirin İçerik Yönünden
İncelenmesi
Şiir,
anlamın kapalı olmasına rağmen dil açısından sade bir şekilde yazılmıştır. Anlamını
bilinmeyen, çok sık kullanılmayan kelime sayısı fazla değildir. Çok sık
kullanılmayan kelimeler arasında “heyamola” kelimesini alabiliriz. Bu kelime de
“eskiden gemicilerin yelkenleri hep birlikte açarken ya da hep birlikte kürek
çekerken haydi çek, ha gayret anlamında kullandıkları ve bir ağızdan, yüksek
sesle, makamla söyledikleri söz.” Anlamına gelmektedir.
Türk
edebiyatının şairleri ve yazarları kendi döneminin sanatkârlarından olduğu
kadar, geçmişte yazılan metinlerden, kutsal kitaplardan, mitoslardan ve
folklorik unsurlardan etkilenmiş ve bu unsurlardan aldıkları imge, konu ve
türleri yeniden üretme yoluna gitmişlerdir. Sezai Karakoç da şiirlerinde kutsal
kitaplardan, mitoslardan ve folklorik unsurlardan çokça yararlanmış bir
şairdir.
Sezai
Karakoç, Meryem’in çeşitli ayetlerde anlatılan öyküsünü bütünüyle merkeze
alarak Hızır’la Kırk Saat’in 12. bölümünde işler. Bu metinde “Meryem” adı
açıkça anılmaz; ama bütün göndermeler ona ve yaşamöyküsünden Kuran’da aktarılan
kesitleredir. Şiir, “Âl-i İmran Suresi”nin 45. ayetine (“Bir de melekler öyle
demilerdi: ‘Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelimeyle muştuluyor. Adı,
Meryemoğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve ahirette yüz akıdır. Allah’a yaklaştırılanlardandır.”
ve “Meryem Suresi”nin 23. ayetine (“Nihayet doğum sancısı onu, bir hurma ağacının
kütüğüne götürdü. ‘Ah, dedi, keşke daha önce ölseydim, keşke unutulup
gitseydim.’
Meryem’in
kendi köşesinde ibadetle geçirdiği günler içindeki durumu, bulunduğu mabedin
önde gelen kişilerine de değinilerek verilirken temelde suskunluğuna,
çevresindekilerle iletişimsizliğine ve içe dönük yaşantısına vurgu yapılır.
Bu
genel durum ve yaşantı biçiminin, sanki asıl yaşayacak oldukları için onu hazır
hâle getirecek bir tür içsel eğitim (arınma/olgunlaşma) süreci gibi düşünüldüğü
sezilen bu dizeleri, “Meryem Suresi”nin 17. ayetine (“Onlarla arasına bir perde
çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde
görünmüştü.” yapılan göndermeler eşliğinde anlatılan yaşam öyküsel kesitler
izler.
Sezai
Karakoç, salt Meryem kıssasında anlatılanlara gönderme yapmakla kalmayıp yine
bu kıssadan hareket ederek ama kimi zaman bir benzetme ilgisiyle kimi zaman da
bir çağrışım silsilesi içindeki simgesel kullanımıyla bu ada yer verir. Bunun
ilk örneğine, meşhur “Monna Rosa” şiirinde rastlıyoruz. Bu uzun şiirin üçüncü
bölümü olan “Pişmanlık ve Çileler”de, ayrı düşülen “sevgili” figürünün yaşam koşullarındaki
kötüleme ve aile ortamındaki perişanlık sahnelendikten sonra “sevgili”nin
kendini anlattığı dizelere geçilir. Temiz kalpli, Allah’a yakın, olayları ve
çevresini çocuksu bir saflık içinde algılayan bir “sevgili” imajı çizilerek
özellikle “masumiyeti” yönünden Meryem’le bağdaştırılır.
HAYATI
1933'te
Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. Parasız yatılı okuduğu Gaziantep
Lisesi'ni 1950'de bitirdi. 1955'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nden mezun oldu. 1956-1965 arasında Maliye
müfettiş yardımcılığı ve gelirler kontrolörlüğü görevlerinde çalıştı. Temmuz
1965'te memurluktan ayrıldı.
Gazetecilik
ve yayıncılık işlerine girişti. "Diriliş" dergisini aylık, haftalık
bazen haftada iki kez yayınladı. 1971'den sonra kısa bir süre için Gelirler Genel
Müdürlüğü'nde gelirler kontrolörlüğü yaptı. 1974 sonrası yeniden devlet
memurluğu görevinden ayrılarak gazetecilik ve yayıncılığa başladı. Yeni
İstiklar, Yeni İstanbul, Babıali'de Sabah, Milli Gazete'de yazılar yazdı.
EDEBİ KİŞİLİĞİ
İlk
şiiri 1951'de "Hisar" dergisinde çıktı.
Üniversite
yıllarında 1955'te "Şiir Sanatı" dergisini çıkardı.
Mülkiye,
Yenilik, XX. Asır, İstanbul, Şiir Sanatı dergilerindeki şiirleriyle tanındı.
Başlangıçta
Pazar Postası'nda İkinci Yeni akımı doğrultusunda şiirler yazdı. Daha sonraki
yıllarda tümüyle kendi şiirine yöneldi.
Yeni
biçim araştırmalarına, değişik imgelerle kendine özgü, mistik ve İslami içeriğe
yer veren eserleriyle kuşağının en iyi şairleri arasına girdi.
Gazete
yazılarında ise İslam toplumlarının çağdaş dünyadaki konumlarını ele aldı.
Eski
Türk uygarlıklarına ilişkin değerlerle, çağdaş bir kişilik oluşturma
düşüncelerini işledi.
ESERLERİ
ŞİİR:
Körfez
(1959)
Şahdamar
(1962)
Hızırla
Kırk Saat (1967)
Sesler
(1968)
Taha'nın
Kitabı (1968)
Kıyamet
Aşısı (1968)
Gül
Muştusu (1969)
Zamana
Adanmış Sözler (1970)
Şiirler
(1975)
Ayinler
(1977)
Leyla
ile Mecnun (1981)
Ateş
Dansı (1987)
Alınyazısı
Saati (1989)
DENEME-İNCELEME:
Yunus
Emre (1965)
Yazılar
(1967)
İslamın
Dirilişi (1967)
İslam
Toplumunun Ekonomik Strüktürü (1967)
Mehmet
Akif (1968)
Mağara
ve Işık (1969)
Edebiyat
Yazıları 1 (1982)
Edebiyat
Yazıları 2 (1986)

Yorumlar
Yorum Gönder