Necip Fazıl Kısakürek - Büyük Doğu Marşı Şiir İncelemesi

 


Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ’un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!

İNCELEME

Necip Fazıl şiirinde hem dörtlük hem de beyit kullanmıştır. Şiirde üç tane dörtlük üç tane de beyit gözümüze çarpmaktadır.

6+5 duraklı hece ölçüsüyle yazılmış şiire kafiye ve rediflerle zenginlik katılmak istenmiştir. Tam ve yarım kafiyelerle birlikte ek olan rediflerin kullanıldığını da görüyoruz.

Aaaa aa bbbb bb cccc cc şeklinde bir kafiye düzeni görmekteyiz. Bu düzen çok da alışık olunan bir düzen olmasa da Necip Fazıl yine usta kalemini konuşturmuş diyebiliriz.

“Ateşten bayrak” diyerek teşbih sanatından faydalandığını görmekteyiz. “Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!” diyerek kılıç, kalem ve orağa insana ait olan şahitlik özelliğini yükleyerek teşhis sanatından faydalandığını görmekteyiz.

Bazı anlamları yaygın olarak bilinmeyen kelimelerden yararlandığını görmekteyiz. Mesela kement. Kement kelimesi ip, tuzak anlamında kullanılmaktadır. Şiirde daha çok tuzak anlamına geldiğini görüyoruz.

Mensup olduğu Türk milletinin asla boyunduruk altına girmeyeceğini, boyunduruk altına almak isteyenlerin, bağımsızlığımıza göz dikenlerin kendilerinin zararlı çıkacaklarından bahsetmektedir ilk bölümde.

Yerimizde durmamamız gerektiğinden, yolumuzun uzun olduğundan ve daima ileriye düşünmemiz gerektiğinden bahsetmekte Necip Fazıl. Bir kılavuzdan bahsetmekte. O kılavuzun yolundan ilerlememiz gerektiğini belirtiyor. O kılavuzun ışıklı yolundan gitmemiz gerektiğini söylüyor. Şiirin yazıldığı tarih 1938. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını kaybettiği yıl. Acaba Mustafa Kemal Paşa’nın yolundan gitmemiz gerektiğini mi söylemek istiyor diye düşünmüyor değilim. Ancak bu düşüncem iddialı bir düşünce değil. Olmaması büyük ihtimal. 1938 senesinde yazıldı diye Atatürk’e atfedilmek zorunda değil. Kaldı ki şiirin adı zaten Büyük Doğu. Atatürk gibi Batıcı bir insan için böyle bir şiir yazılması sadece ufak bir ihtimal, bir fikir.

Şiirin temasına “mücadele” diyebiliriz. Yolundan şaşmaması gereken bir milletten, mücadele etmesi gereken bir milletten bahsetmektedir Necip Fazıl. Bahsederken de öyle duru, öyle güzel bir dil kullanmıştır ki insanın defalarca okuyası gelmektedir.

Şiirin toplumcu bir anlayışla yazılmış olduğu inkar edilemez. Elbette sanat kaygısı taşıyan bir şiirdir ancak daha çok topluma yönelik bir şiirdir. Ayrıca şiir Necip Fazıl’ın Doğulu kimliğiyle tamamen örtüşmektedir.

Benim şiir hakkındaki görüşlerim, fikirlerim genel olarak bunlar. Şiir toplumu harekete geçirmeye çalışmaktadır. Milletin yerinde saymasını engellemeye yönelik yazılmış bir şiir olarak görmekteyim.

NECİP FAZIL KISAKÜREK  (1905-1983)

26 Mayıs 1905’te İstanbul’da doğan sanatçının çocukluğu büyükbabasının Çemberlitaş’taki konağında geçmiştir. Bahriye Mektebi’nde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim görmüş ve Felsefe Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak 1924’te Paris’e gitmiştir. Yurtdışındaki felsefe öğrenimini de yarıda bırakarak yurda dönmüştür, İstanbul’da çeşitli bankalarda çalışmış, 1939-1943 arasında Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler vermiştir. İlk şiirleri 1922’de “Yeni Mecmua”da yayınlanan sanatçı çok çeşitli dergilerde yazılar yayımlamış, Ağaç ve Büyük Doğu dergilerini çıkarmıştır. Hayatının dönüm noktası Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Nakşibendi Şeyhi Abdulhaki Arvasi ile tanışmasıdır. Tüm düşünce dünyası değişmiş ve yaşamına yeni bir yön çizmiştir. 25 Mayıs 1983’te İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Edebi Kişiliği

Cumhuriyet döneminin din, tasavvuf, politika, öykü, roman, tiyatro, şiir gibi birçok alanında eserler veren önemli bir sanatçısıdır.

İki döneme ayırabileceğimiz şairlik yaşamının ilk dönemini teşkil eden 1925 ve 1930’lu yıllarda şair Kaldırımlar, Otel Odası, Gel, Geçen Dakikalarım gibi bireysel şiirler yazmış ve tüm Türkiye tarafından tanınmıştır. Özellikle “Kaldırımlar” şiiri Necip Fazıl’ın, 21 yaşında herkesin tanıdığı bir şair olmasını sağlamıştır.

İlk dönem şiirlerinde bireysel yalnızlık, ölüm, tabiat, kadın gibi konuları ön plana çıkaran şair; 1934’ten itibaren tasavvufi konulara ağırlık vermiş, mistik bir anlayışla ve yer yer ideolojik söylemlerle kendine özgü bir şiir oluşturmuştur. Sanatının ilk devresinde yazdığı kimi şiirlerini dünya görüşü ile alakalı olarak sonradan reddedecektir.

Eserleri:

Şiir: Çile, Kaldırımlar, Sonsuzluk Kervanı, Örümcek Ağı, Ben ve Ötesi, Şiirlerim, Esselam, Mukaddes Hayattan Levhalar

Tiyatro: Künye, Sabırtaşı, Tohum, Ahşap Konak, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey, Para, Mukaddes Emanet, Yunus Emre, Kanlı Sarık, İbrahim Ethem, Abdülhamit Han, Siyah Pelerinli Adam

Hikâye: Birkaç Hikâye Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikâyeler

Roman: Aynadaki Yalan

İnceleme-Monografi: Namık Kemal, İlim Beldesinin Kapısı Hazreti Ali, Son Devrin Din Mazlumları, Ulu Hakan II. Abdülhamit Han

Makale-fıkra: At’a Senfoni, Çerçeve, Halkadan Parıltılar, 1001 Hadis, Cinnet Mustatili, Büyük Doğu’ya Doğru, Büyük Kapı, Peygamber Halkası, İdeolagya Örgüsü, Çöle İnen Nur, Hacdan, Hitabe

Anı: Yılanlı Kuyudan, Babıâli

Otobiyografi: Kafa Kâğıdı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kazak Türkçesi - Ses ve Şekil Bilgisi

Ece Ayhan - Fayton Şiiri İncelemesi