Necip Fazıl Kısakürek - Büyük Doğu Marşı Şiir İncelemesi
Necip Fazıl şiirinde hem dörtlük hem de
beyit kullanmıştır. Şiirde üç tane dörtlük üç tane de beyit gözümüze
çarpmaktadır.
6+5 duraklı hece ölçüsüyle yazılmış şiire
kafiye ve rediflerle zenginlik katılmak istenmiştir. Tam ve yarım kafiyelerle
birlikte ek olan rediflerin kullanıldığını da görüyoruz.
Aaaa aa bbbb bb cccc cc şeklinde bir
kafiye düzeni görmekteyiz. Bu düzen çok da alışık olunan bir düzen olmasa da
Necip Fazıl yine usta kalemini konuşturmuş diyebiliriz.
“Ateşten bayrak” diyerek teşbih sanatından faydalandığını
görmekteyiz. “Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!” diyerek kılıç, kalem ve orağa
insana ait olan şahitlik özelliğini yükleyerek teşhis sanatından faydalandığını görmekteyiz.
Bazı anlamları yaygın olarak bilinmeyen
kelimelerden yararlandığını görmekteyiz. Mesela kement. Kement kelimesi ip,
tuzak anlamında kullanılmaktadır. Şiirde daha çok tuzak anlamına geldiğini
görüyoruz.
Mensup olduğu Türk milletinin asla
boyunduruk altına girmeyeceğini, boyunduruk altına almak isteyenlerin,
bağımsızlığımıza göz dikenlerin kendilerinin zararlı çıkacaklarından
bahsetmektedir ilk bölümde.
Yerimizde durmamamız gerektiğinden,
yolumuzun uzun olduğundan ve daima ileriye düşünmemiz gerektiğinden bahsetmekte
Necip Fazıl. Bir kılavuzdan bahsetmekte. O kılavuzun yolundan ilerlememiz
gerektiğini belirtiyor. O kılavuzun ışıklı yolundan gitmemiz gerektiğini
söylüyor. Şiirin yazıldığı tarih 1938. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını
kaybettiği yıl. Acaba Mustafa Kemal Paşa’nın yolundan gitmemiz gerektiğini mi
söylemek istiyor diye düşünmüyor değilim. Ancak bu düşüncem iddialı bir düşünce
değil. Olmaması büyük ihtimal. 1938 senesinde yazıldı diye Atatürk’e atfedilmek
zorunda değil. Kaldı ki şiirin adı zaten Büyük Doğu. Atatürk gibi Batıcı bir
insan için böyle bir şiir yazılması sadece ufak bir ihtimal, bir fikir.
Şiirin temasına “mücadele” diyebiliriz.
Yolundan şaşmaması gereken bir milletten, mücadele etmesi gereken bir milletten
bahsetmektedir Necip Fazıl. Bahsederken de öyle duru, öyle güzel bir dil
kullanmıştır ki insanın defalarca okuyası gelmektedir.
Şiirin toplumcu bir anlayışla yazılmış
olduğu inkar edilemez. Elbette sanat kaygısı taşıyan bir şiirdir ancak daha çok
topluma yönelik bir şiirdir. Ayrıca şiir Necip Fazıl’ın Doğulu kimliğiyle
tamamen örtüşmektedir.
Benim şiir hakkındaki görüşlerim,
fikirlerim genel olarak bunlar. Şiir toplumu harekete geçirmeye çalışmaktadır.
Milletin yerinde saymasını engellemeye yönelik yazılmış bir şiir olarak
görmekteyim.
NECİP
FAZIL KISAKÜREK (1905-1983)
26 Mayıs 1905’te İstanbul’da doğan
sanatçının çocukluğu büyükbabasının Çemberlitaş’taki konağında geçmiştir.
Bahriye Mektebi’nde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe
Bölümü’nde öğrenim görmüş ve Felsefe Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak
1924’te Paris’e gitmiştir. Yurtdışındaki felsefe öğrenimini de yarıda bırakarak
yurda dönmüştür, İstanbul’da çeşitli bankalarda çalışmış, 1939-1943 arasında
Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı, İstanbul Güzel
Sanatlar Akademisi’nde dersler vermiştir. İlk şiirleri 1922’de “Yeni Mecmua”da
yayınlanan sanatçı çok çeşitli dergilerde yazılar yayımlamış, Ağaç ve Büyük
Doğu dergilerini çıkarmıştır. Hayatının dönüm noktası Beyoğlu Ağa Camii’nde
vaaz vermekte olan Nakşibendi Şeyhi Abdulhaki Arvasi ile tanışmasıdır. Tüm
düşünce dünyası değişmiş ve yaşamına yeni bir yön çizmiştir. 25 Mayıs 1983’te
İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.
Edebi
Kişiliği
Cumhuriyet döneminin din, tasavvuf,
politika, öykü, roman, tiyatro, şiir gibi birçok alanında eserler veren önemli
bir sanatçısıdır.
İki döneme ayırabileceğimiz şairlik
yaşamının ilk dönemini teşkil eden 1925 ve 1930’lu yıllarda şair Kaldırımlar,
Otel Odası, Gel, Geçen Dakikalarım gibi bireysel şiirler yazmış ve tüm Türkiye
tarafından tanınmıştır. Özellikle “Kaldırımlar” şiiri Necip Fazıl’ın, 21
yaşında herkesin tanıdığı bir şair olmasını sağlamıştır.
İlk dönem şiirlerinde bireysel yalnızlık,
ölüm, tabiat, kadın gibi konuları ön plana çıkaran şair; 1934’ten itibaren
tasavvufi konulara ağırlık vermiş, mistik bir anlayışla ve yer yer ideolojik
söylemlerle kendine özgü bir şiir oluşturmuştur. Sanatının ilk devresinde
yazdığı kimi şiirlerini dünya görüşü ile alakalı olarak sonradan reddedecektir.
Eserleri:
Şiir:
Çile, Kaldırımlar, Sonsuzluk Kervanı, Örümcek Ağı, Ben ve Ötesi, Şiirlerim,
Esselam, Mukaddes Hayattan Levhalar
Tiyatro:
Künye, Sabırtaşı, Tohum, Ahşap Konak, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Bir Adam
Yaratmak, Reis Bey, Para, Mukaddes Emanet, Yunus Emre, Kanlı Sarık, İbrahim
Ethem, Abdülhamit Han, Siyah Pelerinli Adam
Hikâye:
Birkaç Hikâye Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikâyeler
Roman:
Aynadaki Yalan
İnceleme-Monografi:
Namık Kemal, İlim Beldesinin Kapısı Hazreti Ali, Son Devrin Din Mazlumları, Ulu
Hakan II. Abdülhamit Han
Makale-fıkra:
At’a Senfoni, Çerçeve, Halkadan Parıltılar, 1001 Hadis, Cinnet Mustatili, Büyük
Doğu’ya Doğru, Büyük Kapı, Peygamber Halkası, İdeolagya Örgüsü, Çöle İnen Nur,
Hacdan, Hitabe
Anı:
Yılanlı Kuyudan, Babıâli
Otobiyografi:
Kafa Kâğıdı
Yorumlar
Yorum Gönder